Avrupa camileri kiliseye çeviriyor, biz Ayasofya’yı açamıyoruz!

17 Eylül 2018 Pazartesi, 12:39
Avrupa camileri kiliseye çeviriyor, biz Ayasofya’yı açamıyoruz!

Murat Bardakçı, Ayasofya’nın ‘Kılıç Hakkı’ nedeniyle camiye çevrilmesi gerektiği ile ilgili sözlerine tepki gösterenlere bugünkü köşesinden ‘Kılıç Hakkı’nın ne olduğunu anlatarak cevap verdi. Avrupa’da camilerin kiliselere çevrildiğine dikkat çeken Bardakçı, Ayasofya’nın da cami olarak kullanılmasının hukuktan kaynaklanan bir hak olduğunu yazdı.

Habertürk yazarı Murat Bardakçı, Ayasofya’nın ‘Kılıç Hakkı’ olarak camiye çevrilmesi gerektiğini yazmıştı. Laikçi kemalist kesim ise buna şiddetle karşı çıkmış, Bardakçı’ya ağır hakaretlerde bulunmuştu…

‘KILIÇ HAKKI’ HUKUKSAL BİR HAK!

Bardakçı, bugünkü köşe yazısında bu tepkilere ‘Kılıç Hakkı’nın ne olduğunu anlatarak cevap verdi. Avrupa’nın ve hatta yanı başımızdaki balkan ülkelerinin dahi Osmanlı camilerini hukuk gözetmeden Kilise’ye çevirdiğine dikkat çeken Bardakçı, Ayasofya’nın da camiye çevrilmesinin hukuktan doğan bir hak olduğunu belirtti.

Bardakçı, ‘Kılıç Hakkı’nın artık geçerli olmadığını iddia ederek Ayasofya’nın camiye çevrilmesine karşı çıkanların, İstanbul’un Fethi’nin ardından camiye çevrilen diğer kiliselerin de tekrardan kiliseye çevrilmesini isteyebileceklerini yazdı.

İşte Bardakçı’nın o yazısı;

Ayasofya konusnda ne zaman bir tartışma çıksa ve “İbadete açılmalı” denecek olsa bir kesimden hiç değişmeyen, birbirini aynı ve tuhaf tepkilerin gelmesi bilmem dikkatinizi çekti mi?

Nakarat asla değişmez; “Ayasofya cami olamaaaaaz, olmamalııııı!” diye haykırılır!

Sebep, Ayasofya’nın “insanlığın ortak malı” olmasıdır ve bu yüzden de müze olarak kalması gerekir! Ruyâ âleminde kulaç atan bazı aklıevveller ise daha da ileriye gider ve “Hem kilise, hem cami olsun” derler… “Haftanın belli günlerinde namaz kılınsın, diğer günlerde de âyin yapılsın ama cami olması, sadece namaz kılınmasın!”…

(…)

Aynısı geçen gün de oldu. Anayasa Mahkemesi’nin mâbedin ibadete açılması için yapılan başvuruyu reddetmesi üzerine “Ayasofya kılıç hakkıdır; ibadete açılmasına taraftarım” diye yazmam üzerine muhalif koro hemen şakıdı ve neler söylediler neler…

İslâm hukuku bugün artık geçerli olmadığı için “kılıç hakkı” da geçerli değilmiş, böyle mekânlar ortak inanç değerleri imiş, Ayasofya’nın ibadete açılmasını isteyenlerin işgal altındaki bölgelerdeki ibadethanelere, meselâ Mescid-i Aksa’ya saygı gösterilmesi konusunda itiraz hakları yokmuş!

Ayasofya’nın ibadete açılmasına taraftar olmama karşı çıkanlara Ertuğrul Özkök de katıldı, geçen günkü köşesinde yazımdan sözetti ve “21. yüzyılda ‘kılıç hakkı’ ne demek? Güçlünün kendi itikadını herkese uygulama hakkı mı?” dedi.

(…)

“Kılıç hakkı”nın, iki ayrı mânâsı vardır:

İlk mânâsı eski asırların ekonomik sistemi ile alâkalıdır. Devletin geçmiş asırlarda Anadolu’da yahut Rumeli’de hizmet karşılığı tahsis ettiği arazilerin, yani “timar”ın ilk üç veya altı bin akçesi bu ismi taşır.

Ama benim sözünü ettiğim “Kılıç hakkı” başkadır, İslâm hukukunun bir kavramıdır, gayrımüslimlerin yaşadığı ve savaşılarak ele geçirilen topraklarda fetihten sonra hukukun izin verdiği bazı tasarruflardır ve bu tasarrufların başında, o beldenin en büyük ibadethanesinin olarak camiye çevrilmesi gelir… İbadethanelerin adedi fazla olduğu takdirde en büyüğünün yanısıra birkaçı daha cami yapılabilir ama o belde savaş ile değil de karşı tarafın “aman istemesi”, yani teslim olması ile ve kılıç çekilmeden, yani kan dökülmeden alındı ise kılıç hakkı tatbik edilmez.

Meselenin lâiklikle, İslâm hukukunun şimdi geçerli olup olmamasıyla yahut güçlünün istediği gibi hareket etmesi ile alâkası yoktur. Kılıç hakkı hukukî bir konudur, eski hukukun verdiği bir haktır ve bu hakkın eski hukuk bugün vârolmadığı için devam etmediğini düşünmek ile temeli yine eski hukuka dayanan müesseselerin, meselâ Fatih’in yahut Bezmiâlem Sultan’ın vakıflarının geçersiz olduğunu iddia etmek, kazanılmış hakları iptale kalkışmak ve geçmişe yönelik kanun çıkartmak arasında fark yoktur! Aynı mantık bizi “Artık lâikiz, devlet Diyanet’in kapısına kilit vursun, vergilerimizden imamlara maaş ödemesin, ezan da okunmasın, namaz da kılınmasın” garabetine kadar götürebilir. Hattâ fetihten önce herbiri kilise olan Zeyrek, Fethiye, Fenarî İsa, Gül, Molla Gürani ve Eski İmaret Camleri’nin de “kılıç hakkı artık mevcut bulunmadığı” için eski hallerine getirilmelerini ve “Pentakrator”, “Pammakaristos”, “Kostantin Lips”, “Azize Teodosia”, “Aziz Teodor” ve “Pantepoptes” olmalarını, yani fetih öncesindeki isimlerini almalarını isteyenler bile çıkabilir!

(…)

Ertuğrul ağabey “Balkanlar’da, İspanya’da ne zaman kiliseye çevrilen bir cami görsem için burkuluyor” diyor…

İşte, camileri bugün kilise yapanlar ile aramızdaki fark burada: Ayasofya bizde müzedir, Ertuğrul Özkök’ün sözünü ettiği camiler ise müze falan değil, artık birer kilise! Adamlar bizim asırlar önce “kılıç hakkı”na dayanarak yaptığımızın tam tersini şimdi alenen yapıyorlar! Atina’da ve Selânik’te bugün ibadete açık tek bir cami bile bulunmuyor, Selânik’teki Hamza Bey Camii’nin bir bölümünün birkaç sene öncesine kadar erotik filmlerin oynatıldığı sinema olarak kullanılması hâlâ hatırlanıyor, Sırplar ise Bosna’da 1990’ların yüzkarası olan savaştan sonra ellerine geçirdikleri camilerin tamamını çoktan kiliseye çevirdiler!

Kaynağı hukuk olan “kılıç hakkı”na dayanan geçmişteki uygulamalarımızın neticeleri artık birer gelenek olarak devam etmektedir…

Ama gelenekleri bir tarafa fırlatıp atan bu çıtkırıldımlığımızla, nâzeninliğimizle ve “İslâm hukuku bugün geçerli değildir, dolayısı ile Ayasofya da cami olmamalıdır!” kafasıyla gittiğimiz müddetçe adamlar bizden kalmış ne kadar cami varsa kiliseye çevirirler ve içimiz daha çooook burkulur!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz