Alim Şahin

Alim Şahin

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Özgür Özel’in Yeni Partisi Hazin Sonu Hızlandıracak !

Özgür Özel’in Yeni Partisi Hazin Sonu Hızlandıracak !
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir umutla başladı ama !

Özgür Özel nihayet yeni partisini kuruyor.

CHP’den (Cumhuriyet Halk Partisi) ayrılarak Parti kuranların sonu malum!.

Ortada bir parti falan yok silinip, kaybolup gittiler.

Sadece DSP var!

O da bugün güçsüz bir nevi kağıt üzerinde.

Ama onu da CHP’den ayrılanlar kurmadı.

Demokratik Sol Parti (DSP), 14 Kasım 1985 tarihinde Rahşan Ecevit’in liderliğinde kuruldu.

“12 Eylül” darbesinde Anavatan Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Milli Selamet Partisiyle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi de siyaseten “yasaklanmış” ve kapatılmıştı.

Aynı partilerin liderleri Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş ve Bülent Ecevit‘e “siyaset yasağı” getirilmişti.

Bülent Ecevit’in o dönemde devam eden siyasi yasağı nedeniyle DSP’nin (Demokratik Sol Parti) kurucu genel başkanlığını eşi Rahşan Ecevit üstlenmişti.

Bu nedenle liderlerin kurduğu partilerden ayrılarak bağımsız olarak yürümeye çalışan partilerin hiçbirinin geleceği olmamıştır.

Bugün Özel’in kuracağı partiye katılacak milletvekillerinin hiçbiri yapılacak ilk seçimde vekil olamayacak.

Çünkü yeterliliği ve gücü baraj altında kalmaktan kurtulamayacak..

Hangi görüşten, hangi taraftan olursa olsun merkezi ana koldan ayrılan parçalar parti oluşumlarında hep marjinal kalmıştır.

Muharrem İnce’nin Memleket Partisi gibi, MHP’den kopan Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi gibi.

Şu bilinmelidir; Türkiye’de siyasi partilerde muhafazakar olarak Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin dışında diğer partilerin seçmen gözünde hiçbir hükmü ve getirisi olmamıştır.

Bu 3 parti kendi misyonlarının merkezi konumundadır.

Bu partilerden ne kadar kol çıkarılmaya çalışırsanız çalışın merkezin konumunu asla değiştiremez, ana kolların gücünü belki bir nebze eksiltebilirsiniz ama yok edemez, tam tersi zamanla daha da güçlenmesini sağlarsınız.

AK parti’de yaşanan sözde parçalanmışlık başkaları gözetiminde Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan üzerinde kurgulanmıştı.

Hazırlanan planlar sonuca varmadığı gibi AK Parti’nin yeni zaferlerine engel olamadı.

Halihazırda Davutoğlu ve Babacan’ın partisi marjinal düzeyde kalarak sadece genel başkanlıklarını tatmin edici bir araç olarak kullanılmaktan öteye geçemiyor.

Aynı şekilde Saadet Partisi ile Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın kurduğu Yeniden Refah Partisi de büyümeden küçülen en önemli örneklerin başında geliyor.

Bugün Özgür Özel’in açıkladığı yeni partinin yol haritası elbette mevcut CHP’den çok daha farklı olacağını düşünüyorum.

Çünkü Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel CHP’nin rotasını farklı alanda kullanmaya çalışan görüş ve düşünceye hakimdi.

Bu yüzden kurulmak istenen partinin siyasi arenada hükmü ve çizgisi CHP’den çok daha farklı olacaktır.

Çünkü niyetler, planlar projeler tamamen kişisel hırs intikam ve arka planda farklı bir gücün kullanım kılavuzu olduğu görülmesidir..

Bununla birlikte bir amacı da Ekrem İmamoğlu’nu milletvekili yaparak kurtarmak, Özgür Özel’in de hali hazırda yargılanması beklenen dosyaların önüne geçmek için yeniden milletvekili seçilmesi yönünde dokunulmazlık zırhının sürdürülmesi amacı oldu biliniyor.

Ancak bu hırs gözlerini öyle kör etmiş ki, yakmayı istedikleri ateşin bir müddet sonra kendilerini tutuşturacağı, ışığın kısa zamanda söneceği ve karanlıklarda kaybolup gideceği riskini göremez oldular.

Bu da “hazin son”un hızlanmasına sebep olacaktır.

Bu geçici büyülü aşka kapılan milletvekilleri de eğer geç olmadan uyanmazlarsa aynı karanlığın içinde kaybolurlar.

Zaten girecekleri ilk seçimde baraj altında kalarak boğulmaları kaçınılmazdır.

Hamleleri izlemeye devam edelim.

Bakalım nasıl bir evrilme olacak.

.

alimce29@gmail.com

facebook.com/alimsahinmalkocoglu

twitter.com/AlimSahin

Devamını Oku

Bu milletvekillerine milletin tahammülü kalmadı ! Gereği şöyle yapılmalı..!

Bu milletvekillerine milletin tahammülü kalmadı ! Gereği şöyle yapılmalı..!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Sürekli sorun üreten, çözüm odaklı hiçbir şeye katkı koyamayan, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere devletin organlarına, kurum ve yetkili makamlara adeta baş kaldıran, adı hep protestolarla gündeme gelen, eylemlerde hep ön sıralarda kendini gösteren, son olarak rüşvet ve yolsuzluktan tutuklu Mustafa Bozbey’in mahkemesinde mahkeme başkanının yargılama sürecinin başlaması için prosedürü yerine getirilmesi uygulamalarına karşı gelen, olay çıkaran, devletin güvenlik güçleri üzerine yürüyen, tartaklayan, milletvekilliği dokunulmazlığına güvenerek her türlü tazyikte bulunan, partisinin yetkin ve etkin organlarına yaranmak için milletvekili olan, daha sonra kendisin milletvekili yapan genel başkanı Kılıçdaroğlu’na bile başkaldıran bir milletvekili agresifliğini maalesef üzücü bir şekilde izlemek durumunda kalıyoruz.”

Ne yazık ki, bu millet böyle bir milletvekili portresine tahammül etmek zorunda bırakılıyor.

Buradan şöyle bir soru sormak mecburiyetindeyiz;

Devletin güvenlik güçlerini tartaklama, üzerine yürüme, yetkili makamlara sözlü tazyikte bulunma, mahkeme başkanına “hukuku değil, talimatı uyguluyor” diyene dokunulmaz yetkisi verilmemeli?

BÖYLELERİ VEKİL OLMAMALI

Dikkati çeken şu;
Bağırıp çağıran, bulunduğu ortamlarda gergin durumların oluşmasına neden olan biri milletin vekili olma yetisi taşıyor mu?

İşte bu durum genel seçimlerde milletvekili listesini oluşturan isimlerin psikolog denetiminden geçmesi, ilgili heyet tarafından onay verilmesi şartını ortaya koyan kanununun çıkarılarak önümüzde yapılacak ilk seçimlerde yürürlüğe girmesi gerektiğini düşünüyorum..

Her önüne gelen milletvekili olmamalı.
Kesinleşmiş liste de yer alacaklar milletvekili sıfatına haiz olmalı.

Bunun için de devletinin en itibarlı makamlarından birini taşıyacak milletvekilinin her türlü şartta sadece kendisini ve partisini değil, devleti de temsil ettiği unutulmamalıdır.

Sokak kavgası görüntülerine son verilmesi için devletin makamlarına karşı mukavemet, dokunulmazlıkların kaldırılmasına sebep olmalıdır.

Bir milletvekili itibar zedeleyici tazyik, sözlü ve fiziki saldırıda bulunması durumunda dokunulmazlığının Türkiye Büyük Millet meclisi başkanının yetkisiyle kaldırılması gerekir.

Bunun için yasal düzenleme mutlak suretle en kısa sürede yapılmalıdır.

Bu düzenleme meclisteki (TBMM) kavgaların önüne geçeceği için meclisin itibarını da dışa karşı yüceltecektir.

Mustafa Bozbey‘in yargılanma sürecinde CHP milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun tutum ve davranışları fiziki hareketliliği güvenlik güçlerinin sabrı karşısında eriyip gitmiştir.

Görüntüleri izlerken polisimizin tahriklere yönelik sabrı ve mütevaziliği takdire şayandır.

Sayın Kayışoğlu mahkeme salonunda canlı görüntü paylaşımı yapmaya tüm ikazlara rağmen devam ederken görüntü çekmemesi, çekmesi hâlinde dışarı çıkması gerektiğini söyleyen polisimize meydan okuyarak “hadi beni dışarı çıkarın görüntü çekiyorum” şeklinde tahrikkar davranması milletvekili sıfatını taşıyan kişiye asla yakışmıyor.

İşte bu nedenle milletvekili olacakların sıkı bir testten geçmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de yasal düzenleme şart.

HUKSUZLUGU PROTESTO ETMİŞ !

Mustafa Bozbey’in de arasında bulunduğu 63 kişi hakkında, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “rüşvet” ve “imar kirliliğine neden olmak” iddiaları nedeniyle yargılama süreci başladı.

Sakal bıraktığı gözlenen Mustafa Bozbey, “sakallarımı kesmeyeceğim hukuksuzluğu protesto ediyorum” dediği öne sürüldü.

Burada cevabı aranan soru şu; Yargılandığı davaya konu olan Nilüfer Belediyesi’nde iddia edilen şeylerden mi bahsediyor yoksa yargılamadan mı?

Ona da bir açıklık getirseymiş iyi olurmuş!

.

alimce29@gmail.com

facebook.com/alimsahinmalkocoglu

twitter.com/AlimSahin

Devamını Oku

Bursa Büyükşehir’de Samimiyet Sorgusu! İki parti arasındaki fark!

Bursa Büyükşehir’de Samimiyet Sorgusu! İki parti arasındaki fark!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ak Parti Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın büyükşehir meclis toplantısında İsmet İnönü ile ilgili bir beyanda bulundu.

Tabi CHP grubu anında tepkisini ortaya koydu.

Zaten CHP’liler her şeye tepki koyuyorlar, bu da onların rutin hale getirdikleri hareketlerden biriydi.

Ancak bu diğerlerinden çok abartılı, hakaret ve küfürde sınır tanımaz türdendi.

Sen Milli Mücadele kahramanı İnönü’nün adını ağzına nasıl alırsın” gibisinden hakaretler küfürlerin sınırları zorlayan ifadelerle ak parti grup sözcüsü
Alperen Aydın’ı adeta linç etme girişiminde bulundular.

Bunu yaparken de öyle ileri gittiler ki, küfürlerinin dozunu ayarlayamadılar.

Sonra da Alperen Aydın’ın söylediği sözlerden dolayı CHP’lilerden özür dilemesini istediler, dilemezse meclisi terk edeceklerini bildirdiler.

İsmet İnönü‘yle alakalı söylenen sözden dolayı CHP’nin meclis üyelerinden özür dilemenin bağlantısını nasıl kurmuşlar bu da ayrı bir soru!

Tabii özür dilenmedi, dolayısıyla meclis görüşmeleri ertelendi.

Aslında sayın Alperen Aydın’ın sorduğu soru tarihi belgelerde yaşanmış cevabı olan gerçeklerden ibaretti.

Ancak bunun yeri büyükşehir belediye meclisi değildi.

Bunlar Türkiye Büyük millet Meclisi’nde görüşülmesi gereken konulardır.

Sayın Aydın’ın boşlukta bulunarak sorduğu soruya normalde bu kadar abartılı tepki gösteren CHP’lilerin samimiyetini sorgulamakta fayda var diye düşünüyorum.

Tarih boyunca Atatürk maskesi üzerinden siyasi rant devşirenler prim yapanlar hep CHP’liler olmuşlardır.

Sol grupların Atatürk düşmanlığı üzerinden verdikleri mücadele yıllar boyu sokaklarda eylemlere dönüşürken, irili ufaklı sol fraksiyon akımların çatısı konumunda olan CHPye yakın zihniyetler, 1960’lı yılların sonlarında Türkiye’deki devrimci ve anti-emperyalist gençlik hareketlerinin, ABD Donanması’na ait 6. Filo’nun İstanbul ve İzmir limanlarına yaptığı ziyaretlere ve Amerikan emperyalizmine karşı başlattığı tarihi protestolarla hafizalar kazınmıştı.

Ama bugün aynı CHP her fırsatta Türkiye’yi Amerika’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya, Fransa’ya şikayet eder duruma gelmiş, kendilerine yardım etme talebinde bulunmuşlardı.

Yani dün Atatürk karşıtı olanlar, bugün bir numaralı Atatürk savunucusu olmuşlar!

Dün demir perde ülkesi Moskova’ya çevrilen yön, bugün karşı oldukları batıya Amerika’ya çevrilmiş durumda.

Yani laiklik ve Atatürkçülük sadece kendileri için bir siyasi rant anlamı taşıyordu.

Bu konuyu geçtik.

CHP’LİLER İNÖNÜ’YÜ NE KADAR BİLİYOR

Ancak bugün Alperen Aydın’a abartılı aşırı tepki gösteren CHP’lilerin İsmet İnönü gerçeğini yeterince bilmediklerini düşünüyorum.

Eğer bilseydiler yine tepkilerini ama abartısız şekilde gösterip bu konunun yeri burası değil diyerek geçiştirebilirlerdi.

Oysa bugün İnönü ile alakalı internette sayısız tarihi belgeler olduğu ve küçük bir araştırmada çok kolayca ulaşılabileceği bilinmelidir.

GÖREVDEN ALMA

Konunun AK parti cephesinde Alperen Aydın’ın görevden alınması normal olabilir.

Ancak bugün İstanbul’da, Bursa’da ve diğer CHP’li belediyelerde yaşanan rüşvet ve yolsuzluk olayları nedeniyle her türlü olumsuzluklarına soygunlara, hatta otel baskınlarındaki ahlaksızlıklara banyo kıyafeti giyerek sokaklarda eylem yapıp destek veren ve bunlara korkusuzca sahip çıkan CHP’liler varken, “her doğru her yerde söylenmez” çerçevesinde yapılan bir hata nedeniyle AK parti kendi adamını yedirmemelidir.

İşte tam da bu iki konunun arasındaki ince çizgiyi iyi analiz etmek gerekir.

AK parti’de hataya tolerans tanınmaz iken, muhalefet tüm yanlışları hata rüşvet ve yolsuzlukları her zeminde savunur durumda.

Şimdi AK parti ile muhalefet arasındaki farkı siz düşünün.

Bursa’da 2 yılı aşkın CHP belediyeciliği hüküm süren büyük şehirde hiçbir hizmet üretilemezken, AK parti gelir gelmez hizmette kendisiyle yarışmaya devam ediyor.

Buradan başkan vekili sayın Şahin Biba‘ ya da ayrı ve özel tebriklerimi göndermek istiyorum.

Sayın başkan’ın adeta 40 yıllık tecrübe görüntüsü ile bir başkanlık süreci yürütmesi takdire şayandır.


Ayrıca buradan gerek Osmangazi belediye başkanı Erkan Aydın’a ile Nilüfer belediye başkanı Şadi Özdemir’e de sormak istiyorum; Siz aday olurken millete hizmet yolunda hiçbir proje üretmeme, geliştirmeme, yapmama sözü mü verdiniz?

Gerçi bu konunun şaşıracak bir tarafı yok.
CHP’li belediyelerin geneli aynı zeminde yürüdüğü zaten biliniyor.
Takdir Bursalıların.

.

alimce29@gmail.com

facebook.com/alimsahinmalkocoglu

twitter.com/AlimSahin

Devamını Oku

Bursa Muhalefette Başkaldırı; Neyi Savunuyoruz!

Bursa Muhalefette Başkaldırı; Neyi Savunuyoruz!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursalı bir üst düzey CHP’linin son yıllarda yolsuzluk hırsızlık dolandırıcılık rüşvet ve irtikap gibi yaşanan olaylar nedeniyle muhalefetin artık inanılır hiçbir yönünün kalmadığını söyledi.

Konuyla alakalı yıllarca yanlışları, hataları savunmak zorunda kaldıklarını, “iktidar partisi iftira atıyor” diyerek partilerini savunduklarını, fakat bugün işin çığırından çıktığına inanmak zorunda kaldıklarını belirtti..

İsminin paylaşılmasını istemeyen muhalif kanatta vicdan muhasebesi yapan bazı üst düzey isimler, Özgür Özel’in neyi savunduğunu anlamakta artık güçlük çektiklerini ifade ederken tarafıma şu ifadeleri kullandı.

“Yıllardır iktidara muhalefet yapıyoruz.
Evet eleştirelim, evet eylem de yapalım ama artık yeter be kardeşim.

En son ki Haluk Levent olayı artık tak dedi.

İktidarı eleştirirken ülkede muhalif hırsız gruplar oluştu, iktidara karşı eylem yaparken, birlikte eylem yaptıklarımız yoldaş zannettiklerimiz hırsız çıktı.

Biz Cumhurbaşkanının şahsını eleştirmiyoruz ki, uygulamalarının yanlışlığını eleştiriyoruz.
Peki şimdi nereye geldik, aynı şeyleri solcu zannettiğimiz muhalif gruplar yapıyor, hemde daha iktidara gelmeden!
Yahu insanda biraz utanma olur.

Biz hırsızlık bitsin diye muhalifiz, biz feto vari örgütlenmeler bitsin diye muhalifiz, biz sizin para çalmanız için iktidara muhalif değiliz.

Artık bir utanın yav.

Bakın ilk operasyonlar oldu, iftira atıyorlar dedik.
İkincisi oldu yine iftiradır dedik.
Üçüncü sanırım yine iftira dedik ama artık anladık.
Sol muhalefeti istismar ederek hırsızlıklarınıza kılıf bulmaya çalışmışsınız.

Öyleyse sizin muhalefet anlayışınız neyi savunuyor neyi meşru görüyorsunuz, neyin karşısındasınız.
Siz kime ne muhalefeti yapıyorsunuz.

Göz göre göre hırsızı yalancıyı dolandırıcıyı soyguncuyu rüşvetçiyi savunuyorsunuz, bu nasıl bir muhalefet anlayışı.

Biz kendimizi kime nasıl inandıracağız, bunun da bir izahını yapar mısınız, yapamazsınız.

Şimdi de kalkmış yeni partiden söz ediyorsunuz.

CHP’yi tarihin en düşük seviyesine indirdiniz, siz CHP düşmanı mısınız, yanlışı bilinçli mi savunuyorsunuz her şeyi bilinçli mi yapıyorsunuz.

Bize rakip olarak Erdoğan ve partisi değil, siz yetersiniz, bu partiyi rahat bırakın.”

.

Bu ifadelere bakılırsa CHP’de öyle bir kazan kaynamış ki artık önüne geçmek mümkün değil.

Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu kanadı artık geri dönüşü olmayan tamamen yol ayrımında.

Önümüzdeki günlerde Özelciler kesin olarak yeni partilerini ilan etme kararı almış.

Özel’in partisinin Bursa il binasının fomara’da tutulduğu ifade ediliyor.

Hasılı CHP resmen ikiye ayrıldı diyebiliriz.

Önümüzdeki günlerde saflar netleşecek, kimler hangi tarafta at koşturacak çok daha net görmüş olacağız.

.

alimce29@gmail.com

facebook.com/alimsahinmalkocoglu

twitter.com/AlimSahin

Devamını Oku

Bursa’nın yarınları, Çocuklarımızın geleceği, kişisel hırslara kurban edilemeyecek kadar değerlidir !

Bursa’nın yarınları, Çocuklarımızın geleceği, kişisel hırslara kurban edilemeyecek kadar değerlidir !
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birileri sırf kendi düzenleri bozulmasın, menfaat ve çıkar beklentileri sekteye uğramasın diye MEB’de ortalığı birbirine katmak için adeta seferberlik ilan etmiş.

Bursa, egitimde yıllarca yaşanan sıkıntılar, fiziki yapılanmalarda ki gecikmeler, iş bilmezlerin hüküm sürdüğü sancılarla bir adım yol alamadı.

Depreme dayanıksız yenilenmek için yıkılan onlarca okul var.
Tarihi Tophane başta olmak üzere ihalesi bile bir türlü yapılamayan toplam da 32 okul için hiç bir çalışma yapamayan zihniyetlerin işbaşında oldugu dönemlerde kaybedilen yılların sorumluluğu ve vebali üzerlerinedir.

O dönemde hüküm sürenler herhangi bir proje üretemedikleri gibi en büyük zararı da eğitime vurmuşlardı.

Bursa’da yaklaşık 650 bin öğrenci, 40 bini aşkın öğretmen, 2 bine yakın okul ve eğitim kurumu ile 17 ilçeyi kapsayan büyük bir eğitim organizasyonunun bulunduğu, yeni göreve başlayan bir il müdürünün çalışma anlayışı doğrultusunda yönetim organizasyonunu yeniden şekillendirmesinin kamu yönetiminde olağan bir uygulama olduğu herkes tarafından bilinen gerçektir..

İl Millî Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinin görevde yükselme sınavına tabi kadrolar arasında yer almadığı, bu görevlendirmelerde mevzuatta belirlenen hizmet süresi, yöneticilik deneyimi ve diğer kriterlerin esas alındığı belirtilerek, liyakatin yalnızca sınav puanıyla değil; yöneticilik tecrübesi, proje üretme kapasitesi, kriz yönetimi ve koordinasyon becerileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği  gözden kaçırılmamalıdır.

Ne var ki, her değişim bazı konfor alanlarını da derinden sarsıyor.

Yeni yönetimin “değişim” düğmesine basmasıyla birlikte malûm konfor alanları sarsılan bazı vicdan yoksunları, kirlerin katmerlendiği şapkalarından yalan çıkartarak hakikatin ve gerçeklerin üzerine gölge düşürmeye çalışıyor.

Bu ne eğitimciye, ne de eğitim camiasına yakışmayan tutumdur.

Değişimi hazmedemeyen sözüm ona bazıları ortaya konan iradenin sekteye uğraması için her türlü iftira, siyasi girişim ve nefret dili kullanmaktan çekinmiyor olmaları Eğitim gibi kutsal bir alana sekte vuruyor.

Oysa bu alan hesaplaşmaların değil; ortak aklın ve ortak vicdanın evi olmalıdır.

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ, KİŞİSEL HIRSLARA KURBAN EDİLEMEYECEK KADAR DEĞERLİDİR

Bursa’nın bugün ihtiyacı olan şey, dedikodu koridorları değil; fikir üreten sınıflar, umut büyüten öğretmenler ve vizyon ortaya koyan yöneticilerdir.

Herkes aklını başına toplamalı, aklı selim davranmalı, geleceğimizi şekillendirecek en mühim konu olan eğitime önem vermelidir.

Bursa Milli Eğitim Müdürlüğünde yapılan değişimin bazı mevcut idarecileri rahatsız ettiği duyumları ve tavırları hoş olmamakla beraber herkes bilmelidir ki, “Mahkeme kadıya mülk değildir”,  herkes görevini yapar, günü geldiğinde de edebiyle geri çekilmesini bilir.

Edindiğimiz bilgilerde görevden alınan hiçbir idareci mağdur edilmediği gibi bugüne kadar yapmış oldukları iş ve işlemlerde görevlendirmiş oldukları yeni makamlarda bu milletin evlatlarına tecrübeleriyle hizmet etmeye devam etmekle yükümlüdür.

Bazı Müdür yardımcısı arkadaşların atandıkları yeni görevleri beğenmeyip, bir eğitimciye yakışmayacak seviyeye olayı çekmiş olması hem eğitim camiasını hem de Bursa halkını üzmüştür.

Eğitim camiası kimsenin babasının çiftliği değildir.

Kimse mesleki boyunca aynı ortamda aynı koltuğu bırakmamak ve korumak gibi güvenlik amiri de memuru da değildir.

Devletin elemanı devletin görevlendirdiği yerde çalışmak mecburiyetindedir.

Yani Devlet bir görev verir memur o görevi ifa eder, beğenmeyen ise ne yapacağını iyi bilir. 

Ortalığı bulandırmaya, motivasyonu bozmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Her yeni yönetimin, yeni bir bakışla ve o bakışa uyan yeni bir kadroyla yola çıkması kadar doğal bir şey olmaz.

Kaldı ki; her gelen yönetimden hararetle Bursa’da eğitimin kangren olmuş sorunlarını çözmesi beklenir.

Bu anlamda çözüm yolunda tasarruf yine ilgili yönetimin yetkisindedir.

“Ben bu koltuğa alışmışım beni buradan kaldırmayın” gibi tavırlar hoş değildir.

Bursa’nın yarınları, konforu bozulan kibirli dedikoducularının kurumuş insafına teslim edilecek kadar değersiz de değildir.

Herkes aklını başına devşirmeli, Bursa’da eğitim artık bir düzene girmeli, kişisel hırslar için çocuklarımızın geleceğinden oynanmamalı, herkes hakkını da haddini de bilmelidir.

.

alimce29@gmail.com

facebook.com/alimsahinmalkocoglu

twitter.com/AlimSahin

Devamını Oku