04 Mayıs 2026 Pazartesi
Bir kaç gün önce yer Mudanya.
Saat 16.00 suları.
Fenalaşan bir bayan hasta Mudanya Devlet Hastanesi’nin aciline götürülür.
Hasta sahibi ilgili yetkiliden sonuç alamayınca “derdimi size aktarıyorum”diyerek bize ulaşır.
“Ateş 42 derece, yara bere içinde.
Hastamız özürlü buna rağmen müdahale edilmedi. Sebep; Türkiye Cumhuriyeti kimliği yok! Balkan göçmeni ancak 40 yıldır Bursa’da yaşıyor. Daha önce yıllardır acil durumlarda tıbbi muayeneleri İhtisas Hastanesi’nde sürekli yapılan engelli hastaya tüm yalvar yakarmalarımıza rağmen Mudanya Devlet Hastanesi acilinde müdahale edilmedi.”
Hastane içi kameraları kontrol edilebilir.
Verdiği diğer bilgilere göre ise, Müdahale etmeyen personellerce bir de hasta yakınına yol gösterilmiş “müdür şimdi çıkar var git müdüre yetiş!”
Hasta sahibi de yürümekte zorlanan kanserle mücadele eden 60 yaşlarında bir hanımefendi nefes darlığı yaşadığı halde zar zor merdivenleri çıkarak müdürün odasının kapısına bir umutla kendini atar.
Müdür bey hazretleri içeri almaz, sekreter girer durumu arz eder yine acil müdahale yapılmaz polise gitsin der.
Zar zor polisin huzuruna varır.
Görevli polis yardımcı olmak ister fakat elinden bir şey gelmez, üzülerek bizim yapabileceğimiz bir şey yok der.
40 yıldır Bursa’da yaşayan ve bütün sağlık tedavileri Mimar Sinan İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan bu engelli vatandaşa Mudanya Devlet Hastanesi acilinde ne yazık ki müdahale yapılmaz?
Hasta yakınının elleri koynunda kalır çaresiz geri dönülür, bir yardımseverin aracılığıyla özel bir hastanede muayenesi yapılır ilacı yazılır.
Akla ilk gelen sorular; Bu ülkeye dışarıdan turist olarak gelen, göçmen olan, muhacir olan, savaştan kaçan TC kimliği olmayan Suriyeliler ya da diğer Afganlı ya da farklı milletlerden gelenlere kucak açılmadı mı, bakılmadı mı, hastane kapılarından geri mi çevrildi?
Tabi ki hayır!
Her türlü ihtiyaçları karşılandı.
Pekâlâ; Bu Mudanya Devlet Hastanesini yönetenler hangi zihniyete sahip?
Diyelim ki kimlik diye bir şey yok ama bir insan ve acil durumluk hasta..
Bu insanın kendisi, o an oradaki varlığı belge değil mi?
Yahu sırf insan olduğu için hiç bir belgeye bakılmaksızın muayenesi yapılmaz mı geri mi çevrilir?

Mudanya Devlet hastanesi müdürü her kimse hastanın çaresizliğine empati yapmama lüksü mü var?
Hastanın yerine kendini koyup aynı muamele ile karşılaşırsa nasıl bir tepki koyacağını düşünmeme lüksü mü var?
O hastane devlettir devlet, devletin kendisidir, her ne sebeple olursa olsun fakire düşküne yoksula yerliye yabancıya insani olarak kucak açar geri çevirmez.
Yoksa devlet kurumları birilerinin şahsi işletme yeri mi?
Bir kez daha soralım; Gelen kişi sırf insan olduğu için kimliği de olmasa, üzerinde hiçbir belge de olmasa, ama ve sadece insan olduğu için acil müdahale yapma zorunluluğu yok mu insaniyet namına?
Böyle acil bir durum insani mevzu söz konusu iken hangi riskleri göze alamadı yetkin ve etkin hazretleri doğrusu merak ediyorum.
İşte bu ve benzeri durumlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin halkın refahı huzuru ve geleceği için gece gündüz yaptığı çalışmalara darbe indiren, toplum üzerindeki kazanımlarını yok eden, altını oyan kafasına göre uygulama yapan zihniyetlerdir.
Bursa’da A Hastanesi’nde ayrı B Hastanesi’nde ayrı uygulama diye bir şey mi icat oldu da kimsenin haberi yok!
Devletin kurumları arasında sorumlulara farklı uygulama imtiyazı mı tanınmış?
Herkes keyfine göre kural kaide dizayn etmiş olabilir mi?
Sağlık İl müdürüne sesleniyorum.
Hastanelerle ilgili biraz olsun düzelme gayretleri sarf edilir diye toplumun beklentisi var.
Ama şikayetlerin azalması yerine ardı arkası kesilmiyor.
Artık Bursa’da sağlığa nasıl yapacaksanız yapın ama bir çeki düzen verin!
“Sabah geldim saatimi doldurdum akşam gittim” mesai anlayışıyla bir şey düzelmeyeceğini herkesten iyi bilirsiniz.

ÖZEL HASTANELER!
Özel hastanelerde ve eczanelerde yaşanan skandallara mutlaka bir el atın yaptırım gücünüzü konuşturun.
Özel sağlık kurumlarında vatandaşlardan gereksiz kat kat fazla para tahsil yoluna gidildiği, karşılığında ise hiç bir ayrıntılı belge verilmediği, neye istinaden o kadar para alındığı izahı bile yapılmadığı, hatta ayrıntı soran hastaların zaman zaman azarlandığı, yüklü miktarda mağduriyet yaşatıldığı şikayetleri artarak devam ediyor.
Hastalar “soymak için bize fırsat gözüyle bakılıyor” yönündeki isyanı her geçen gün büyüyor.
Özel hastanelerin kim denetleyecek? Hastalar mı yoksa hasta yakınları mı!
Sağlık İl müdürlüğü, maliyeye vergi dairelerine ve Sosyal Güvenlik Kurumuna da sesleniyorum.
Bize gelen şikayetler size fazlasıyla geliyordur.
Ama gereğinin yapılmadığı şikayetleri de geliyor ey yetkili hazretler.
Şu hale bakın ki, bazı eczanelere sağlık Müdürlüğünde ceza kesenler hangi marifetli hünerlerini göstermisşe daha önce kestiği cezalardan hızını alamamış tahsil edildiği halde “1 yıl sonra aynı cezayı mükerrer tahsil” yoluna gitmiş.
Vergi dairesi de “biz bu cezayı zaten tahsil ettik bu neyin nesi” diyerek geri çevirmiş.
Bu şikayeti ise belgeleriyle cezanın muhatabı eczacı tarafımıza bildiriyor.
Bu durum kurum içinde çalışan bazı şahısların kafayı taktıklarına özel muamele çektiği anlamına geliyor olabilir mi?
Yahu her kurum kendi başına buyruk mu hareket ediyor bu nasıl mantık?
Başta İl sağlık müdürü hazretleri olmak üzere ilgili kurum yetkilileri görevlerinin hakkını vermelidir.
Şikayetler azalması gerekirken her geçen gün çoğalıyor.
Sağlıkta kurumlar içinde yaşanan sıkıntılar, kişisel kaprisler, yetkin ve etkin isimler de şimdilik bir kenarda ..!!
Bu alanda yapılan reformların geriye dönüşümü engellenmeli.
En azından buna ayak uyduracak ehliyet ve liyakat sorumluluk bilincinde hareket edecek, devletine milletine ve de kendine halel getirmeyecek uygulamalara imza atan yöneticiler olur diye halâ bir umutla bekleniyor!
Son olarak İktidar partisinin başta İl başkanı Davut Gürkan olmak üzere yerel temsilcilerine çağrı yapıyorum; Yukarıda bahsi geçen ve benzeri kurumlar sizlerin gece gündüz yaptığınız çalışmaları boşa çıkarmamalı. Herkes hizaya çekilmeli gerekirse hesap sorulmalıdır.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin

Oysa daha düne kadar Yıldırım Belediyesi’ne güzellemeler diziyordu.
Hatta ikili görüşmelerimizde bile Yıldırım belediye başkanı Oktay Yılmaz’ın başarılı çalışmalara imza attığını defalarca söylemekten geri durmuyordu.
Bugün bakıyoruz ki, kafasını nereye çarpmışsa bu düşünceden çok keskin bir ‘u’ dönüşü yapmış çok sert saldırıya geçmiş.
Aslında kendi mecrasında asli huyuna dönmüş.
CHP’nin uç beyi Yüksel Baysal, Yıldırım belediyesini hedefe koymuş.
Suçlamalarından bir tanesi, Oktay Yılmaz Yıldırım da yeşil alan bırakmamış!
Hangi resmi verilere dayanarak bunu söylemiş bilmiyorum ama kendine rehber edindiği Şadi Özdemir ‘in ağzıyla konuşmuş anlaşılan. Böyle olunca da herkesi güldürdü uç beyi..
Dün dönüşümde hizmette başarılı bulduğu ve örnek gösterdiği Yıldırım belediye başkanı Oktay Yılmaz’ı bugün bir anlamda “neden dönüşüm yapıyor, sırası mı bak yeşil alan kalmıyor” gibi ipe sapa gelmez, aklın ve mantığın kabul etmediği çelişkiler yumağı olan sorularla sözde AK Partili belediyelere ve AK Parti’ye salvololar yaparak milletin kafasını bulandırmaya yönelik sorular yöneltmeye çalışıyor.
Tabi kimse şaşırmıyor.
Zira CHP’lilerin asıl mesleği zaten bu!
Kendileri icraat yapmadıkları gibi her zaman çalışan belediyeleri hedefe koymak, başarılarını gölge düşürmek için her türlü yalan dolan yola başvurmak, ortalığı karıştırmak, milletin kafasında soru işaretleri oluşturmak.
AK Parti için büyükşehirde“ganimet paylaşımı” diye suçlama yapanlar, AK Parti’den kendilerine geçen belediyeleri bir nevi ganimet olarak görüp hırsızlık yolsuzluk ve arsızlıkta sınır tanımayanlar, işledikleri suçlardan yüzü kızarmak yerine bir o kadar da pişkin “yağız hırsız” rolünü utanmadan oynayabiliyorlar.
Yapılan hırsızlık ve yolsuzluklara hukuk gereğini sorduğu zaman “neden?” diyebiliyorlar.
Şimdi ise milletin vekaletini kendi çıkarları doğrultusunda kullananlara devlet niye hesap soruyoru sorguluyorlar.
Bugün milletin verdiği yetki ile meclis kendi başkanını seçti ve tabi ki kendi çalışma arkadaşlarıyla görev dağılımı yapacak.
Bunu hazmedemeyen CHP’nin uç beyleri “ganimet” paylaşımı olarak niteleyerek “Düşmandan mal mı kaçırıyorsunuz” gibi ahlâk seviyesi kendileri gibi zayıf kelimeler sarfetmeye başladılar.
Yani çaldıkları çırptıkları onlar için nizamı sayılırken, olması gereken rutin değişimlere hazımsızlık örneği gösterebiliyorlar.
Oysa AK Parti’den devraldıkları belediyelerde mal bulmuş mağrip gibi nasıl bir havuzun içinde düştüklerine inanamadılar, İmamoğlu örneğinde olduğu gibi götürdükçe götürdüler.
Yolsuzlukta sınır tanımayanlar bugün AK Parti’ye geçen belediyelere ganimet sıfatı yapıştırma yüzsüzlüğü sergiliyorlar.
Şu hale bak ki “belediye el değiştirdi ama yöneticileri değiştirme” denilmek isteniyor.
Yani birileri yemeye devam etsin!
Çünkü adamlar örgütsel düzeni değişmez meslek kuralı haline getirmişler.
Ama bunlar AK Parti’den devraldıkları Bursa Büyükşehir de tüm yöneticileri değiştirdikleri gibi 3 bin kişilik belediye çalışanını kapı dışarı etmiş ekmeğinden oynamışlardı.
Anlaşılır gibi değil !.. adamlar hem suçlu hem güçlü!
Tabi bu yönde cingar çıkaranların asıl derdi daha önce rakamı bilinmeyen devasa reklam pastalarından kaptıkları payın kesilmesidir, bu da oldukça zoruna gitmiş olabilir.
Mustafa Bozbey döneminde yatırım için “kasada para yok” diyenlerin reklam adı altında harcadıkları bütçe akıllara zarar olduğu ortaya çıkmıştı.
Hizmete gelince bir tane proje üretemeyenler üç kuruşluk fidan’a milyon lira ödeme de oldukça mahirdiler.
Bugün Türkiye’de olduğu gibi Bursa’daki CHP’li tüm belediyeler mercek altına alınmalıdır.
Başta Nilüfer belediyesi olmak üzere Osmangazi de Erkan Aydın’ın hizmet anlamında hiçbir proje üretememesi aynı kalıbın ürünüdür.
Dolayısıyla burada yapılan harcamalar mutlak şekilde yakın takibe alınmalı.
Yapılan borçlanmalar, varsa alınan krediler, ihaleler, alınan mal hizmetleri ve ödemeler ince elenip sık dokunmalı tüm dosyalar didik didik edilmelidir.
Çünkü CHP zihniyeti hep aynı kalıp üzerinde inşa edilmiştir.
Bu zihniyetin uç beyleri AK Parti’nin hizmetlerine çamur atmaya, leke sürmeye çalışmaları kendi kanunsuz işlerini örtbas anlamına geliyor.
İstanbul’da, Bolu’da, Uşak’ta ve diğer gözaltına alınan tutuklanan yargılanan CHP’li belediyelerde aynı yol izlenmedi mi?
Hükümete ve AK Partili belediyelere yönelik saldırı iftira kampanyaları yürüterek dikkatleri aksi yöne çekip arka planda malı götürmediler mi?
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir hakkında ortaya atılan iddialar mutlak şekilde sonuçlandırılmalıdır.
Mutlak butlan davasında yargılanan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın‘ın Özgür Özel hesabına para ile delege satın aldığı yönündeki iddialara bakılırsa bu yönde bir alışa gelmişlik söz konusu.
Sayın Erkan Aydın’ın 2 yıl geçmesine rağmen hala AK Parti’nin eserleri ile yürüdüğü gözönüne alınırsa yapılan harcamaların hangi hizmetler karşılığı yapıldığı araştırılmalıdır.
Yoksa öyle AK Partili başarılı belediye başkanlarını hedefe koyarak hedef şaşırtma danslarıyla göz boyayarak bu yönde ilginç figür sergileyip cambaza bak oyunu oynamaları artık tutmuyor.
Unutulmamalıdır ki, Bursa’da şu ana kadar yapılan bütün hizmetler AK Parti’nin eserleridir.
Nerede hangi yatırım yapılmış nereye çivi çakılmışsa tümü AK Parti belediyelerinin hizmetleri olduğu gerçeği var.
İki yıl geçmesine rağmen şu ana kadar CHP’li belediyelerin hangi alanda uzman olduklarını millet çok iyi gördü.
Öyleyse CHP’li uç beyleri hangi dansları sergiler hangi figürleri ortaya koyarsa koysun gerçekleri asla değiştiremeyeceklerini kendileri de çok iyi biliyor.
Düşüncem bunlarla yan yoldan yürüyenleri bile bir gece karabasanlar basabilir!
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin

Ak Parti milletvekilleri Türkiye genelinde temsil ettikleri illerde tüm ikazlara rağmen kendilerine çeki düzen vermiyorlar, veremiyorlar.
Daha fazla halkın içinde halkla beraber olamıyor, sorunları dinleme ve çözüm noktasında kendilerini geliştiremiyorlar.
Gümüşhane, Trabzon dahil bazı illerden edindiğimiz bilgilere göre vekiller bağlı bulundukları yerlerde halk nezdinde partileri ve Cumhurbaşkanına yük olduğuna dair şikayetler sürekli çoğalıyor.
Bursa’da esnaf ve vatandaşlardan (sokağın nabzı) yaptığımız görüşmelerde 10 kişiden 8’i vekillerin çoğunu tanımıdığı gibi 2 veya 3’ü dışındakilere 10 üzerinden 1 veya 2 puan veriyorlar. (Genel Başkanvekili, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi ve AK Parti Bursa Milletvekili Efkan Âlâ bu yoklamanın dışında)
AK Parti denilince vatandaşta ilk akla gelen İl Başkanı Davut Gürkan ismi,
diğer bir isim Yıldırım belediye başkanı Oktay Yılmaz oldu.
Yani vatandaşlar Bursa’da en fazla İl başkanı Davut Gürkan’ı tanıyor.
Son dönemlerin başarılı isimlerinden olan Yıldırım belediye başkanı Oktay Yılmaz da halkın gönlünde önemli yer eden isim olmuş.
Sayın Gürkan’ın başarılı süreçlere imza atması halkla karşılık bulurken, maalesef çoğu milletvekilli aynı karşılığı göremiyor.
Bu tablo şunu gösteriyor; Bu iki isme halkın bakışı olumlu seyrederken bir kaçı hariç bazı vekiller halkın üzerinde getirisi yok denecek kadar az.
.
YÜK BİRLİKTE TAŞINIRSA HAFİFTİR!
Artık gerçekler bir noktadan sonra görülmeli!..
Sokağa kimler ne kadar çıkıyor, çıkanlar neyi ne kadar görüyor, gördüğüne sadece merhaba deyip mi geçiyor, yoksa ülkenin içinde bulunduğu durumu gerçekleri ciddi anlamda ne kadar anlatabiliyor vatandaşı ikna edebiliyor?
Kim ne kadar milletle içiçe!
Gerçekler insanlara yeteri kadar anlatılabiliyor mu?
Yoksa her biri Cumhurbaşkanının paçasına yapışmış kendini mi taşıttırıyor…
Ne yazık ki, yakın çevresindeki bazı güruhlar, genel merkez yöneticileri hala Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yükünü hafifletmek yerine daha da ağırlaştırıyor, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde takoz oluyor set çekiyorlar.
Ankara ve bir çok ilde bencillik Parti üzerindeki olumsuz etkisini maalesef göstermeye devam ediyor.
Türkiye’nin her yerinde Erdoğan’ın partisi onun değil de çoğu ilde bazı vekillerin komutasında hareket ettiği şikayetleri konuşuluyor.
Erdoğan ne yaparsa yapsın!
AK Parti’nin içindeki bencil ve menfaatçiler, kişisel istikballerini düşünen güruhlar yüzünden Ak parti CHP ile puan farkını bir türlü açamıyor.
Bu set aşılmalıdır.
.
TAYYİP ERDOĞAN HER ZAMAN ÖNDE !
Milletin gözünde Tayyip Erdoğan ile partisi arasındaki büyük fark oluşurken,
kararsızlar oranı neredeyse %20’lere ulaşmış…
Şu hale bakın..!
Özgür Özel’in hırsızlık yolsuzluk rüşvet ve kadın alemleri ile boğulan skandallar partisi CHP, Tayyip Erdoğan gibi bir dünya liderine sahip AK Partinin hala ciddi rakibi oluyor.
Bu durumdan herkes kendine bir pay çıkarmalıdır.
Öyle tahmin ediyorum ki milletle milletin vekilleri arasında çok büyük uçurumlar var, kopukluk var.
Anlatamıyoruz, anlatamıyorlar, anlatmıyorlar!..
Küskün seçmen CHP’ye yönelmez, ama partisine de oy vermez.
Çünkü küstürülmüştür.
İşte bu kararsızların neredeyse tamamına yakını AK Parti seçmenidir.
AK Parti Kendi seçmenini gönlünü yeniden kazanmalı, bunun için ne gerekiyorsa yapmalıdır.
TBMM’de partilere göre sandalye dağılımı şöyle:
Adalet ve Kalkınma Partisi: 275
Cumhuriyet Halk Partisi: 138
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi: 56
Milliyetçi Hareket Partisi: 47
İYİ Parti: 29
Yeni Yol Partisi: 20
Bağımsız: 9
Yeniden Refah Partisi: 4
Hür Dava Partisi: 4
Türkiye İşçi Partisi: 3
Demokratik Bölgeler Partisi: 2
Emek Partisi: 2
Saadet Partisi: 1
Demokratik Sol Parti: 1
Demokrat Parti: 1
Toplam: 592
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin

Bursa kısa süreli yaşadığı talihsiz dönem sonrasında heyecan tazelendi.
2 yıldır çivi çakılmayan Bursa’da hizmetlere kaldığı yerden yeniden start verildi.
Geçmişte cilalanmış şişirilerek kamuoyu nezdinde başarı ile yan yana konulan bir ismi ‘madem öyle bir deneyelim‘ diyen millet Mustafa Bozbey’i iş başına getirmişti.
Ama tereddütlüydü.
Çünkü 20 yılda Nilüfer’de hizmete yönelik herhangi proje dahi üretememişti.
Üstüne üstlük hakkında olumsuz iddialar, nilvaklar, mahkemeler, soruşturmalar yürütülüyordu.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen garip ama gerçek Bozbey ismi ön plana çıkarılmıştı!
Tam da bu noktada insanın aklına bu işte bir “Çapanoğlu” mu var şüphesi geliyordu.
Ve öyle de oldu.
Herşeye rağmen Bursalılar yinede bir “deneyelim” dedi ama tam yetki vermedi.
Sanki olacakları biliyor gibiydi.
“Seni Başkan yapıyorum ama kararı verecek meclis çoğunluğunu da Cumhur ittifakına veriyorum” dedi.
Yani millet şüphesinde haklı çıkmış oldu.
2 yıl boyunca Bursa’ya herhangi bir çivi çakmadığı gibi bir projede üretemedi.
Ve o şüpheler bir bir ortaya çıktı, sonuç malum.
Milletin verdiği yetkiyle meclis kendi başkanını belirledi.

BURSA’DA YENİ DÖNEM
Daha ilk günden Bursa’da bir umut bir canlılık oluşmaya başladı.
Büyükşehir meclisi başkanlık yönetimi AK Parti’ye geçtikten sonra önümüzdeki oturumlarda Su – Ulaşım ve diğer kalemlerde vatandaşa derinden ‘oh’ çektirecek indirimler yapılacağı müjdeleri verildi.
AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, kurmaylarını topladı eski ve yeni yöneticileri, milletvekillerini bir araya getirerek Bursa ile alakalı neler yapılacağına dair fikir pazarı oluşturdu.
Bu pazara herkes katkı koymaya çalıştı.

Önümüzdeki süreçte Bursa yepyeni aydınlık bir dünyaya kapı aralayacaktı.
Ardından Bursa ve Ankara ayağında ulaştırma bakanlığında yoğun toplantılar silsilesi gerçekleştirdi.
Ve alınan kararlarla resmen start verildi.
AK Parti’nin hizmetleriyle Bursa’nın yeniden şaha kalkacağı müjdesini sıraladı.

Ve en önemli müjdelerden biri de “Yüksek Hızlı Tren seferleri bu yıl sonunda bursalılarla buluşacak” dedi.
Bununla birlikte Bursa’ya başta ulaşım olmak üzere ihtiyacı olan hizmetlerin hayata geçirilmesi adına istişare ve plan çalışmaları yürütülüyor.

BURULAŞ’TA 2. KÜRŞAT ÇAPAR DÖNEMİ
Bursa Büyükşehir Belediyesi BURULAŞ’ta genel müdürlüğe Kürşat Çapar getirildi.
Pazartesi günü Kürşat Çapar göreve resmen başlayacak.
Bilindiği üzere ulaşımda en kaliteli hizmet ağının sunulduğu dönemlerin başındaki isimdi Kürşat Çapar.
Çapar, bu göreve Şahin Biba döneminde 2. kez genel müdür olarak atandı.
CHP yönetimlerinde sık sık arızalarla gündeme gelen metro hattında vagonlardan inerek raylar üzerinde yürümek zorunda kalan vatandaşların görüntüleri akıllarda kazındı.
Bu talihsiz dönemlerden sonra Kürşat Çapar sorunsuz ulaşım sunmak için yeniden iş başı yapacak.
.
ÖNEMLİ UYARI !
Sorumluluk alan, görev üstlenen, icra makamında bulunan, koltuğa oturan herkes görevinin hakkını en üstün gayretlerle vermeli, çalışmalı, özellikle vatandaşa karşı duyarsız kibir gurur yapmamalı, burnu bir karış havada olmamalı, burnunun dibini bile görmeli, vatandaşın derdini dinlemeli, derdiyle dertlenmeli, dürüst olmalıdır.
Aksi halde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uyarılarını hiçe saymış olur, bu uyarı ve telkinleri boşa çıkarır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatlarına, direktiflerine aykırı davranan kim varsa milletvekilleri dahil makam gözetmeksizin karşısında olacak muhalefetten önce yanlışları ve hataları dile getirecek en sert eleştirilerde bulunacak ilk kişi ben olurum.
Unutmayın.. Türkiye genelinde Bursa dahil kaybedilen belediyelerin ana sebepleri yukarıda saydıklarımızdır.
AK Parti hizmetlerin bir kez daha sekteye uğramaması, devam etmesi ve belediyeleri liyakatsiz kişilere ve partilere bırakmamak için bu talimatlara uymak zorundasınız.
Bursa’nın ve bursalıların hizmetlerin aksamasına daha fazla tahammülü kalmadı.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti misyonu var olduğu sürece kurulan, yeni kurulacak olan veya yeni çıkacak siyasiler liderler mevcut muhalefet zihniyetine sahip olduğu müddetçe asla iktidar yüzü göremezler.
Bugün malum irili ufaklı muhalefet parti ve liderleri hepsi birden aynı düdüğü çalıyor.
Sürekli Erdoğan’a ve iktidara saldırıyor.
Tek dertleri, Erdoğan gitsin!
Gitsin de ülke tarumar olsun, yıkılsın perişan olsun umurların da değil.
Yeter ki Erdoğan gitsin de ne olursa olsun gerisi önemli değil.
Zaten Erdoğan’ın gitmesini Haçlı ittifakı da istiyor Netanyahu da istiyor.
Peki siz neden istersiniz?
Çünkü siz de batılılar dan farklı düşünmüyorsunuz.
Erdoğan sonrası oluşacak olası kaos tufan içinde bulunduğumuz geminin batması anlamına gelir.
İşte Erdoğan gitsin de ne olursa olsun şeklinde düşüncelerin arkasında yatan gerçek de budur.
Zaten 23 yılda tarihte yazılamayan destanları, yapılamayan reformları yapan bir liderin gitmesini isteyenler ya ülke düşmanları batılılar, küresel güçlerdir, şeytani örgütlerdir, ya da içerideki hainlerdir.
İktidarın yaptığı atılımları, reformları görmezden gelerek küçük aksamaları devasa sorun gibi dillerine dolayanlardır.
Hızla giden trenin bir vagonunda sallanan zincirin sesini kendilerine konu edip parmaklarına sarıp sarıp duranlardır.
Zinciri bağlayarak katkı koymak akıllarının ucundan bile geçmiyor.
Oysa hedefine ilerleyen ve onca yükü taşıyan lokomotifi ve kaptanı sözüm ona görmüyor değersizleştirmeye çalışıyorlar.
Bunu yaparken de birbirlerinin yanlışlarını görmezden geliyorlar..
Ama o trenin içinde kendilerinin de var olduğunu biliyorlar.
Sosyal medyada herkesin dilinde pelesenk olmuş şu cümleler çok önemlidir.
Bakınız A şıkkı!
Fatih Erbakan…
CHP binasına gidiyor, el ele göz göze Özgür Özel ile görüşüp, birlikte erken seçim kararı alıp ortak basın toplantısı düzenliyorlar..
Oysa ki, Fatih Erbakan’ın Rahmetli Babasının en büyük düşmanı dönemin CHP’si idi.
MGK toplantısında alınan kararlarda rahmetli Erbakan Hoca’yı eleştiren, yerden yere vuranlar, bir kaşık suda boğmaya çalışanlar, boncuk boncuk terletenler CHP ve avaneleriydi.
Ve o dönemde CHP’nin aparatı olan 28 Şubat post-modern darbeci zihniyetiydi..
Bugün gelinen noktada “kişi celladına aşık olur lafı” tam da Fatih Erbakan için yerini buluyordu.
Şu hale bakın ki…
CHP’li belediyelerden her yerde yolsuzluk ahlaksızlık hırsızlık fışkırıyor ama Fatih Erbakan’ın gündeminde ne uşak belediye başkanı var, ne Bursa’daki milyarlık yolsuzluklar var, ne İstanbul, ne de diğer CHP’li Belediye Başkanlarının yaptıkları arsızlık yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, İrtikap, fuhuş, ahlaksızlık rezaletleri İle ilgili bir eleştiri yok.
Her konuşmasına Erdoğan’ın yanlışlarını anlatmakla başlıyor, Erdoğan’dan nasıl hesap soracakları ile bitiriyor….
Hangi parti liderini dinlerseniz dinleyin tek gündem Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakı.
Kimsenin ülke diye bir derdi bir düşüncesi yok, hedefi de yok…
Siz SİHA yaptınız ama daha iyisini, KAAN’ın daha hızlısını biz yapacağız diyen de yok.
Tek dertleri Erdoğan’ın nasıl yargılanacağı nasıl hesap sorulacağı planları.
Konuşmaların tamamı hep hamaset hep hamaset…
Yani yabancılar gibi ülkeyi yönetenlere büyük bir düşmanlık besliyorlar.
“Biz gelince işiniz bitti” türünde o derece bilenmişler.
“Ülkenin daha fazla refaha ve huzura ihtiyacı var, biz bunu saglamak için çalışacağız” diyen yok.
Bizim Erdoğan’ın yargılanmasına değil, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Cumhur İttifakı’nın vizyonunun daha da ileri taşınmasına ihtiyacımız var…
Bu sözde liderlerin tek derdi Erdoğan gitmesi olabilir..
Bunların vatan sevgisi bu kadar.
Oysa bizim tek derdimiz ülkemiz ülkümüzdür.
İşte bu nedenle aradaki vizyon farkı milletimizin gözünü kamaştırıyor.
İşte bu yüzde en iyiyi doğruyu gören millet hep Erdoğan’ı ve Cumhur ittifakını iktidar yapıyor.
Muhalefet partileri aynı zihniyetin ürünü olduğu sürece asla iktidar yüzü göremeyecekler. Bunu bildikleri hâlde izledikleri yol dışarıdan emir doğrultusunda bir görüntü ortaya koyuyor.
Ve maalesef bu ülkenin asıl derdi asıl sorunu iktidar değil, muhalefet olduğu gerçeği millet tarafından biliniyor.
Yani Türkiye’de iktidar değil muhalefet sorunu var.
Burada iktidarın tek yapması gereken şey kendini milletine çok daha iyi anlatabilmesidir.
Milleti kıracak kararlardan uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Mesela geçmişte yapılan EYT den destek beklentisi varken millet üzerinde büyük bir eksi oluşmasına neden oldu.
Genç yaşta yapılan emeklilere ödenen para mevcut emeklilere zamlı maaş olarak yansıtılsaydı emekliler hayal kırıklığına uğramaz büyük bir kesimi sandığa olumsuz olarak yansımazdı.
Oysa emeklilerin çoğunluğunu oyunu alsaydı bugün bu puanlar kaybedilmemiş olacaktı.
Bu tür ve benzeri ayrıntılara dikkat edilmesi öncelikle vatandaşın memnun edilmesi şartı olmazsa olmazdır..
Dünyada olduğu gibi küresel ekonomik sıkıntıdan ülkemiz de etkileniyor.
Buna rağmen zengin Avrupa ülkelerinde yaşanan tökezlenme ülkemizde fırsatlara çeviriliyor.
Her krizden yeni fırsatlar doğar mantığıyla krizleri kâra geçiren bir lideri sahibiz.
İşte bu “lider gitsin de ülke batsın” mantıyla hareket eden böyle bir muhalefeti Allah hiçbir ülkeye vermesin.
Böyle bir zihniyete sahip muhalefeti düşman başına bile vermesin.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin