10 Ekim 2026 Cumartesi
Karşıdan değil içerden vurulmaya çalışılıyor.
Zaten dışarının vurabileceği hiçbir darbe de yok.
Ama içeriden gedik açmaya çalışmak en önemli ve en kolay yol olsa gerek.
Örnek ; fon vurgunu en önemli örneklerden biri olarak ortaya çıktı.
Ya çıkmayan farklı örnekler!
Mesela iç ajanların temsil ettiği kitle Bursa‘da her neyse oyları zaten eskidende gelmiyordu.
Bunlar eskiden beri bilinen gerçeklerdi.
Bugün yapılacak bir ayıklama operasyonu zaten gelmeyen oylar olması nedeniyle kaybedilmiş hiçbir şey olmayacağı bilindiğinden yere daha sağlam basma adına adım atılmış olur diye düşünüyorum.
Zira kapalı kapılar ardında renklerini belli edenler o renkleri önlerine koymanın zamanı geldigini de düşünüyorum.
Buna göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ayağına takoz olanlar bir süre sonra mecburen gerçekte saflarını alenen belirlemiş olacaklardır.
Kaldı ki, muhalif cephe ile bu girişimsel ortak ruhun AK Parti’ye vurabileceği en büyük darbe zaten vurulmuştur..
Bundan daha kötüsü olamaz.
Bu saatten sonra toplum olarak herkes gerçekleri öğrenmeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik yapılan bu kumpasların, parti içi ayak oyunları oynanmasını artık izin verilmelidir.
“Herkes kendi başına bir güç, bir kutup oluşturamaz” buna izin verilmemelidir.
Güçler Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisinin yerel temsilcileri etrafında birleşmelidir.
Oysa tam tersi uygulamalarla kendilerini kutup ilan eden, oluşturulan Parti içi muhalif ayrımcılığı ile rakip partilerle perde arkası işbirliği yapanlar ifşa edilerek herkesin gerçek yüzü ortaya dökülmelidir.
.
TEMİZLİK VE ARINMA!
Bu şahısların AK Partili gibi görünüp yerel yöneticilere ve teşkilatlara yönelik adeta hücre ajanlarıyla verdikleri büyük tahribatın yanında, isim yapmış bazılarını da kullanarak Erdoğan ve partisinin önüne set çekmeye çalışıyorlar.
Dolayısıyla bu imkan vatandaşın önüne serilmeli, kimlerin ne tür atraksiyon içinde olduğunu gerçekte görmeli ona göre notunu vermelidir.
Bunun için önümüzde yapılacak ilk seçimlere kadar saflar netleştirilmeli, AK partililerle AKP’liler ilk kez ayıklanma gerçeğiyle ile yüzleştirilmeli, muhalefetle iş tutanlar ilgili adreselere postalanmalıdır.
“Zaten ikiye ayrılan CHP’nin bu anlamda bir başarı hikayesi yazmasının mümkün olmadığı gerçeği de gözetilerek, zamanlama ve sürecin uygun olduğu bu dönemde AK parti’de büyük bir temizlik yapılması adeta şart olmuştur.”
.
BTSO SEÇİMİ VE MALÛM ZEVAT!
Bursa’da bazı müdürlerin görevlerinden alınması ve yenileriyle değiştirilmesi konusunu “intikam” olarak yorumlayan sol görüşlü bazı gazeteciler her zaman olduğu gibi en küçük basit bir olayda bile hücum botlarını AK Partili yöneticilere sürüyorlar.
Oysa bu kişiler rutin bir müdür değişikliğini “intikam” olarak yorumlarken, bizzat bazılarının BTSO seçimlerinde intikam hırsıyla hareket ettiklerini, hatta bu ifadeyi kulislerde birçok yerde dillendirerek konuşulduğunu bildikleri halde görmezden gelmeleri tabii ki oldukça manidardır.
Hedef AK Parti olunca yapılan rutin tasarrufu bile çeşitli sıfatlar yakıştırarak Parti içi uyuyan hücrelerine her zaman olduğu gibi gaz verme görevlerini asla ihmal etmiyorlar.

YILDIRIM’A ATILAN İMZA
Dünya, Türkiye’mizin etrafı, ülkemizin geneli, yerelde Bursa’mız.. Yaşanan her türlü gelişmeler ortadayken Yıldırım belediye başkanı Oktay Yılmaz özellikle parazitlere kulaklarını tıkamış, sadece ama sadece vatandaşa hizmet yolunda AK Parti belediyeciliği çıtasını daha fazla yükseklere nasıl taşırımın derdine düşmüş.
Bunun için Yıldırım’da özellikle deprem riski olan bölgeler başta olmak üzere kentsel dönüşümle daha kaliteli yaşam şartları oluşturmak adına önemli başarılara imza atmış atmaya devam ediyor.
Yıldırım’ın her noktasında dönüşüm adına Türkiye’ye örnek olan yatırımların bir yenisi de dün Davutkadı kentsel dönüşüm 2. etabının temelini atarak devam etti.
Temel atma töreni öncesi ve sonrası bölgede yaptığım görüşmelerde vatandaşlar başkan Oktay Yılmaz’ın çalışmalarından oldukça memnun olduklarını ifade ederken, yaşam alanlarının daha sağlıklı ve güvenli yerlere kavuşacaklarına inandıklarını belirttiler.
Bu da Yıldırımlıların önceki dönemlere nazaran belediye Başkanı Oktay Yılmaz’a ve AK Parti belediyeciliğine güvendiklerini bir kez daha ortaya koyuyordu.

Yıldırım belediyesinin hizmete dönük yatırımlarda bir yandan açılışlar gerçekleştirirken, diğer yandan gerek sosyal alan gerek dönüşüm gerek yeşil alanlarla daha rahat yaşam koşullarını oluşturmak adına ilçede büyük bir çevresel dönüşüme imza atıldığı yönünde zaman zaman vatandaşlara yaptığımız sohbetlerde yansımalar alıyoruz.
Bu anlamda Yıldırım’da memnuniyet gerçekten eskiye nazaran oldukça üst seviye çıkmış durumda.
Bu memnuniyet başkan Oktay Yılmaz adını tarihe yazacak kalıcı imza olarak görülüyor.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) 1 Ekim 2026 Perşembe günü Bursa Fuar Merkezinde yapılması planlanan başkanlık seçimlerine 10 günden az bir süre kaldı.
Mevcut başkan İbrahim Burkay ile Özer Matlı‘nın yarışacağı seçimlerde ibre her zaman olduğu gibi İbrahim Burkay’dan yana olduğunu düşünüyorum.
Bunun için iş dünyasından gıyaben tanıdığım bazı üyelerin telefonlarına ulaşarak sürpriz bir yoklama yaptım.
Yaklaşık 14 kişiyi aradım.
Konuya dair görüşlerini sordum.
İlk başta kalıplaşmış cümlelerle “Bursa için hayırlısı olsun veya hangisi hayırlıysa o olsun” gibi flu ifadelerle karşılaştım.
Bunun bir anket olduğunu varsaymalarını, bu görüşmelerden yola çıkarak genel bir değerlendirme yapacağımı ifade ettim.
Dolayısıyla aday tercihlerinin çok net ifade etmeleri ricasında bulundum.
Kendileri “isim kullanmayacağıma dair söz istediler.
O sözü seve seve verdim, zaten onlar istese de isim kullanma gibi bir durum mümkün değildi.
Ve tam 14 kişi den 11’i oylarının renginin İbrahim Burkay’dan yana olduğunu ifade etti.
Diğer 3’ü ise henüz karar vermediklerine dair görüş bildirdi.
Bu tablodan yola çıkarak bu seçimin galibinin açık ara farkla İbrahim Burkay olacağını tahmin ediyorum.
Dolayısıyla seçim çalışmalarında verilen sözlerin çok da bir esprisi olmadığını düşünenler icraatlara göre yön belirledikleri ortaya çıkıyor.
Öyle anlaşılıyor ki, üyelerin bir kısmı diğer aday Özer Matlı‘yı kapalı kutu olarak değerlendiriyor.
Bu da üyelerin önünü görememeleri anlamına geliyor.
Bu nedenle İbrahim Burka’yın bu seçimde de favori oldu anlaşılıyor.
SOLCULUK HASTALIĞI
AK Parti içinde bir veba gibi yayılan solculuk hastalığı bir türlü tedavi edilemiyor.
Bazı Milletvekillerinden yöneticilere, belediye başkanlarından meclis üyelerine kadar bir salgın haline dönüşen hastalığa kapılanlara bu durum yarardan çok büyük zarar veriyor.
Kendilerini bir şekilde AK Parti çatısı altında belli makamlara atan ve özgün iradesiyle yönetim tarzı geliştiremeyenler açık ara zaaf vermek durumunda kalıyor.
Biz bunlara vekâlet yöneticileri diyoruz.
Bunun için ise burunlarının ucunda hep solcu eğilimler ağır basıyor.
Oysa bu durum geçmişten bu yana tecrübeyle sabit, kesinlikle kaybetme tehlikesini getirmiştir.
Bunu dahi idrak ekmekte zorlanan, iradesine yön veremeyen, kullanamayan, nefsi hislerine yenik düşenler rakiplerini de yenik düşmek zorunda kalıyor.
Tam tersini yapanlar ise her zaman başarılarını zaferlerle taçlandırmıştır.
En önemli en güçlü örneği ise dünya lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bırakın solcu gazetecilere yaranmaya çalışmak, İstanbul belediye başkanlığından bu yana herkese ağzının payını peşin ve net cevaplarla vermiştir.
Bir bakıyorsunuz Bursa’da bazı AK Partili isimler, adam AK Parti’ye Erdoğan’a alenen çakıyor bunlar bu kişilere yaranmak, şirin görünmek adına ayaklarına kadar gidip ziyarette bulunup bir de utanmadan sıkılmadan foto paylaşabiliyorlar.
Sonra gazetenin ya da haber sitesinin sahibi solcu CHP’li ya da yeni Partili, yazarları yine öyle habire AK Parti’ye, il ilçelere, Erdoğan’a iktidara sallıyor ama ne yazık ki AK Partili belediyeler bunların sütunlarını reklamlara boğuyor.
Burada bir tuhaflık var.
Aynı şeyin tersinde ise CHP’li ya da yeni Partili kısaca solcu belediyeler AK Partili bilinen gazete veya gazetecilere karşı tamamen duvar örmüş durumdalar.
O zaman sormak lazım, ortadaki bu tuhaflık nerden kaynaklanıyor?
Bunlar sanıyor ki, “bir solcu gazeteci beni yazdığı övdüğü zaman prim yapacağım!”
Hadi prim yaptığını düşünsün de bu sol seçmen üzerinden mi yapmış olacak, AK Parti seçmeni ya da tabanı üzerinde mi yapmış olacak?
Eğer böyle bir düşünceye sahipse ki bu siyasetçi ya da yönetici ya da vekili her kimse kendi ayağına sıktığını anladığında kaybetmiş olacak.
Erdoğan ve AK Parti ilaveten AK Partili yerel yöneticilere düşmanlık yapmışların yazdığı isimler bir defa AK Parti seçmeni ve tabanı üzerinde prim yapmayacağı gibi var olan itibarını da bitirecektir yerle yeksan edecektir.
Bu hep böyle olmuştur.
Zira “eğer içinizden birinizi düşmanlarınız (siyasi) övüyorsa, bilin ki o sizden değildir.”
Bunun anlamını bilmeyen yoktur.
Birde alenen düşmanlarınızla iş tutmaktan çekinmeyenler var ki, onlar partisine sözde hizmet ediyormuş gibi görünürler.
Bu saydıklarımızın tamamı Ak parti içinde yaşanıyor.
Bunlar kah milletvekili kah belediye Başkanı ve yönetici olarak karşımıza çıkıyor.
Bu yaşananlar son dönemlerin en başarılı il Başkanı, Bursa’da gözle görülür toparlanma ve çıtanın yeniden yükselmesini sağlayan Davut Gürkan yönetimine zarar vermeyi amaçlıyor.
Örnek:
Solcu gazetecilerden bazılarının “asla Erdoğan’a ve AK Parti’ye oy vermem” ifadesini dobra dobra sosyal medyalarında paylaşanlar ne yazık ki zamanın AK Partili büyükşehir belediye başkanı tarafından sıkıca destekleniyordu.
Aynı yönetimler kendilerine yakın gazetecileri ise sahip çıkmak bir yana tamamen çemberin dışına itiyordu.
Kendi gazetecilerini karşılarına alan, rakip gazetecileri besleyip büyüten destekleyenler kaybetmeye mahkumdular ve hem kendilerine hem partilerine kaybettirdiler.
Zira karşı cephenin söylediklerine muhafazakar kesimin inanması mümkün değildi, tam tersine altında bit yeniği aranırdı.
Kendi davanın samimi gazetecileri her zaman gerçekleri, neyin zarar neyin kâr olduğu konusunda yol gösterici olurlar.
Kendi gazetecisini dışlayanlar ise hem yanındakini hem rakip cepheyi karşısına alır.
Şu ifadeyi çok açık net kullanmak isterim.
AK Parti’ye Bursa’da kaybettiren Ayhan Salman yönetimi ve Alinur Aktaş‘ın yanlış seçimi ve tuttuğu yol idi.
Bugün hala farklı versiyonla aynı politikayı güden bazı siyasiler yarın yine kaybedecektir.
Bu yanlışa çeki düzen veren son dönemlerin başarılı il yönetimi olan Davut Gurkan ve yönetiminin çalışmalarına set olmaya çalışan guruhlar önümüzdeki seçimlerde tereyağından kıl çeker gibi ayıklanması gerekir.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin
Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugünkü yazının konusu şahsıma münhasıran bazı yanlışları, doğruları ve uyarıları ifade etmek adına hatırlatmak olduğunu belirtmek isterim.
Hızlıca konuya girersek…
Ya çok cahiller ya da harbiden AK Partili görünüp bilinçli olarak içten vuran bir yıkım projesinin parçası !
Birilerin şahsıma; neden “AK Parti il yönetimini, başkan Davut Gürkan’ı, ilçe teşkilatları ve bazı belediyeleri destekliyorsun” gibi ipe sapa gelmez sorular hatta telkinleri.!
Şunu ifade etmek isterim ki, biz kafayı kuma gömenlerden değiliz olmadık.
Durduğumuz noktadan yanlış olarak değerlendirdiklerimizi eleştirip doğru olarak gördüklerimizi de destekliyoruz.
Sadece Parti yönetimleri ve belediyeleri değil, kamu kurumlarında bürokratlarda her kim yanlış yaptığına, hata da ısrar ettiğine dair..
Kurumların işleyişine, kişisel menfaat çıkar ilişkisi üzerine inşa edilmiş her türlü şikayetleri araştırıp yanlışları eleştirir, düzeltilmesi için mesleğimiz gereği elbette gündemimize anlırız.
Kişi ak partiliymiş muhalefetmiş veya herhangi bir görüşe sahipmiş durumuna bakmadan.
Çünkü yanlış yanlıştır, yanlışta ısrar etmek yanlışın en büyüğüdür.
Kim olursa olsun yanlışı yanlış, doğruyu doğru olduğunu değerlendirmek zorundayız.
Hatalara tolerans tanınabilir, ancak hatalarda sürekli ısrar edilirse bu hata olmaktan çıkar olduğu gibi yanlışa düşer.
Elbette bu ince ayrımı çok iyi gözetmeliyiz.
Bu zamana kadar da bu hassasiyeti hep göz önünde bulundurduk, bundan sonra da böyle olacaktır.
Yanlış yapıyorsa kişi burnunun dikine gidip desteklemem mümkün değildir, uyarılarla mutlaka karşısında oluruz.
Kaldı ki, bugün Cumhur ittifakının en büyük ortağı AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen birisi olarak eleştirilerimizi yapabiliyoruz.
Gazeteci taraf olur mu?.. diye soranlar olacaktır.
Elbette olur ve bütün gazeteciler de kendilerine düşüncelerine fikirlerine göre uygun tarafta dururlar.
Bazıları alenen bazıları da sığ ama derin mesajlarla partililerini desteklerler.
Biz ilk gün olduğu gibi dün de bugün de hep aynı noktadayız.
Şunun da altını çizmek de yarar var.
Ülkemin geleceğini ışık tutacak, projeler üretecek yararına çivi çakacak herkese de destek veririz veriyoruz.
Çünkü ana meselemiz vatanımızın, devletimizin bağımsız güçlü kudretli bir iradeye sahip olmasıdır.
Kuruluşundan bugüne varlığını sürdürmüş ana muhalefet partisi CHP eşittir Yeni Parti’nin ülkesini dış güçlere şikayet etmekten başka faydasına çalıştığından bahsedebilir misiniz?
Dolayısıyla kendileri başlı başına zaten bir proje olan bu zihniyetten ebeden iki cihanda da uzağız.
Bugün AK Parti içine yuvalanmış, AK Parti etiketi taşıyan ancak CHP zihniyeti ile çalıştıklarını düşündüğüm hainlerin kalkıp da şahsıma “AK Parti il başkanı Davut Gürkan’ı veya yönetimini, falancı belediyeleri neden destekliyorsun” diye sorarsa burada art niyet veya düşmanlık ararım.
“Biz varsak doğrudur, yoksak yanlıştır” mantığıyla hareket edenler başkalarına hizmet eder.
Dolayısıyla Parti içine yuvalanmış bu ihanet şebekelerinin asıl gayeleri kişiler üzerinden AK Parti’yi hedefe koydukları çok açık ve net şüphe götürmezdir.
Kimseye önceden de şimdi de sonradan da yalakalık yapma derdinde değiliz.
Bizler doğru bildiğimiz başarılı icraatlara imza atan kişileri ya da kurumları desteklemekle mükellefiz.
Bunu kimsenin sorgulama görevi ve de hakkı haddi değildir.
Hele hele Alim Şahin’e böyle bir telkin, istek ya da emir verebilecek bir babayiğit yoktur, buna cesaret bile edemezler.
Biz maddiyat karşılığında asla satılık olmadık.
Dürüstlüğün ,insanlığın en temel özelliği güzel ahlâk en değerli mirastır.
İki yüzlülük ise şeytani çıkarlara hizmet eder.
Biz ikincisinden uzağız.
Ama istişare edebilecek mütevazi, dürüst insanlarla görüş alışverişinde bulunmak, fikir pazarı oluşturarak doğru istikameti tayin etmek benim için en önemli yollardan biridir.
Elbette bunu da değerlendirmek zorundayız.
Ama dayatma telkin emir gibi sıfatlara temelden kapalı olduğumuzu belirtmek isterim, ısrar edenler zaten dost değildir.
Bu minvalde… AK Parti Bursa’da içinde böcek görevi yapan ama hiçbir zaman AK Parti’ye ve davasına hizmet etmeyen oluşumlardan temizlenmelidir.
Bu tür hücreler bulundukları alanı içten kemirip, büyük zarara ve tahribata yol açar, temeli zayıflatarak bir süre sonra yıkılmasına neden olur.
Bu sebeple bu uyarımız ciddiye alınmalı bir şekilde gereği yapılmalıdır.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin
Özer Matlı Bursaspor’a verdiği desteğin karşılıklı olduğunu ima etmiş.
“Dün ben onların yanındaysam onlar da (bugün) benim yanımda olmalarını ses vermelerini istiyorum, gerçekten, sevdiklerini göstersinler”
Neydi o?
BTSO başkan adaylığında Bursaspor desteğini istemiş.
Bu ifadeler müthiş bir ayrıştırma kokuyor!
Bursaspor camiası İbrahim BURKAY’a karşı Özer Matlı’yı desteklerse, yani bir anlamda İbrahim Burkay’ı Bursaspor’a rakip görürse yarın Burkay tekrar seçildiğinde ortaya çıkacak tahribatı hangi sorumlu zihniyet düzeltecek?
Bu nasıl bir mesajdır, bu nasıl bir çağrıdır?
Maalesef bu talihsiz ifadeler Bursaspor’la iş dünyasının arasını bozacak çok radikal bir mesaj olarak algılandı.
“Kisişel mücadelenizi spora bulaştırır alet etmeye kalkarsanız en büyük zararı Bursaspor’a vermiş olursunuz.”

Akla gelen ilk soru; Sayın Matlı BTSO’ya başkan adayı olacağı için mi Bursaspor’a destek verdi?
Bu nasıl bir zihniyet bu nasıl bir ifade şekli!
Bu ifadeler bilinçaltında yatan gerçeğin dışa yansıması değil midir?
Ne yazık ki, bu ifadelerde Bursaspor sevgisi adına hiç bir samimiyet görünmüyor.
Hesabı kitabı evirip çevirip uzun vadede hedefe konulan BTSO başkan adaylığı için Bursaspor’a destek vermesi ve bugün de Bursaspor’dan kendisine destek istemesi hem spor camiasında hem de iş dünyasında çok büyük tepkilere yol açtı.
Bursaspor taraftarlarından gelen şikayetler;
“-Bursaspor kimsenin sıçrama tahtası değildir.”
“-Bursaspor karşılıksız destek ve sevgiyle gönüllerde yer alan bir bir camiadır.”
“-Bursaspor kişisel hedeflere alet edilecek, üzerinde hesap yapılacak bir kulüp değildir.”
“-Taraftarın sevgisi “Ben dün vardım, bugün siz de benim yanımda olun” hesabıyla ölçülemez.“
Bursaspor camiasına kişisel hedefler için bir basamak bir figüran rolü biçildiyse gerçekten de çok yakışıksız bir durum olmuştur.
Sayın Özer Matlı’nın beyanında, Bursaspor’a destek verirken aklının bir kenarında bugünler mi vardı?
Yani BTSO başkan adaylığı hesabı içinde olduğunu mu düşünmüş?.
Bursaspor sevgisi ile BTSO başkanlık sevgisi arasındaki farkı ayıramayan bir zihniyetin uzun vadede Bursaspor’a yararından çok zararı olur.
BTSO ile Bursaspor aşkını birbirine karıştırmak yakışık almaz.
Zira şimdiden BTSO başkan adaylığı için Bursaspor camiasından istediği destek taraftar arasında büyük ikilemlere zararlara yol açtı.
Burada asıl cevabı aranan soru şu;
Sayın Özer Matlı’nın BTSO başkan adaylığı kendi kararı veya düşüncesi miydi?
Kendi düşüncesiyse bu günler için mi Bursaspor’a destek verdi?
Kendi düşüncesi değilse bu fikri kim verdi?
Bu sorunun mantıklı bir cevabı olmalı.
Sayın Matlı.. verirse ne âlâ..! .. vermezse ne âlâ!
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin
Farklı görüş, düşünce ve ideolojilere sahip olsakta her zaman tartışmalarımızda seviye çizgisine dikkat ederiz..
Zaman zaman eleştiriler yöneltsekte şu ana kadar mesleki alanda birbirimizi kıracak ifadeler kullanmadık.
Bana hep “biraz tarafsız ol iktidarın borazanlığını yapıyorsun” suçlamasını yöneltir.
Ben de kendisine “sen ne kadar tarafsızsan ben de o kadar tarafsızım, eğer tarafsız gazeteci varsa bana parmakla göster ben de onun kadar tarafsız olacağım” dedim.
“Haklısın” dedi en tarafsız gazeteci !
Devamında “Söyleyene bak, bırak bu saplanmışlık sol inadı da biraz gerçekleri gör, yanlışa oynuyorsun, kör kuyulara taş atma” şeklinde benzeri telkinlerde bulundum.
O ise “bizde dinci de var solcu da var ben solcu tarafındayım” dedi.
Demek ki neymiş, taraf olmak zorundaymış insan.
Hemen altını çizeyim, tarafsız diye bir şey yoktur, gazeteci ya da herhangi bir konumda olan tarafsız hiç kimse yoktur.
Herkesin bir tarafı görüşü ideolojisi ve inancı vardır.
Zaten insan ve tüm yaratılanlar tüm canlılar taraftırlar, taraf olmak zorundadırlar.
Velhasıl o kendine göre bir yön tayin etmiş.
Bizim ise şaşmaz kiblemiz ezelden ebede hak yolu olduğunu uçan kuşlar da bilir.
İlgili yazısında Nilüfer belediye Başkanı Şadi Özdemir’i göklere çıkarmış.
Sözünü ettiğim kişi Yüksel Baysal.
Şadi Özdemir hiçbir şey yapmıyor diyenlere demiş ki “gelin bakın kreş yaptı şunu yaptı bunu yaptı.”
Yani en önemli icraatı “kreş” imiş.
Buradan bir kez daha sayın Baysal’a soruyorum; Şadi Özdemir’in kreş konusunu göklere çıkaracak büyük hizmet olarak sunmana sözüm yok..
O halde Bursa’da gördüğün baktığın aldığın bütün hizmetlerin altında AK partili belediyelerin imzası olduğunu da biliyorsun.
Bugün Yıldırım Belediyesi, Kestel belediyesi hatta Mustafa Bozbey’den devralındıktan sonraki büyükşehirin çalışmalarına bak.
Sol belediyenin yaptığı bir kreşi çok büyük hizmet diye sunabiliyorsan AK partili belediyelerin hizmetlerini Ay’a değil Mars’a çıkarmalısın.
Bunu yapmadığına göre hizmet diye sunulan şeylerin sıradan bir esnafın yapabileceği kreş ya da halk lokantaları şeklinde övünmek ufuk ve hizmet anlayışının ne kadar geride olduğunu gösterir.
Eğer bunu çok büyük hizmet olarak görüyorsan durdugun noktayı baktığın açıyı gözden geçirmen gerekir.
Aslında sol zihniyetin hizmet kelimesinden ne anladığına bakmak lazım.
Hizmeti hangi manada yorumlamak daha doğru olur.
Rüşvet, yolsuzluk para kuleleri ve otel odalarıyla gündeme gelen belediye başkanları malum.
Bunların hizmet adı altında çizdikleri yolun milleti aldatma yarışı olduğu ortaya çıktığına göre basit icraatları büyük hizmet diye pazarlamak da aldatmanın bir parçası degilmidir?
Her ne şekilde yapılırsa yapılsın, milletin gördüğü gerçeği değiştirerek (eskilerin oluşturduğu) yeni parti aşısının tutmayacağını kendileri de biliyor.
BAYRAĞI TERS ASAN ZİHNİYET SORGULANMALI
Nilüfer Belediyesi nikah evinde 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle bayrağımızın ters asılmasının anlamı nedir?
Ne mesaj verilmek isteniyor?
Tepetaklak bayrak asmanın yanlışlığı olamaz.
Bayrak vatansever demek ise bunun neresinde vatanseverlik var?
Bu zihniyet sorgulanmalı.
Savcılarımızın ilgi alanına giren bir konu olduğunu düşünüyorum. .
ERKAN AYDIN’IN TEPE YÖNETİMİNE YARANMA YÖNTEMİ!
Bursa’nın önemli inanç turizmi merkezlerinden biri olan manevi şahsiyetlerimizden Somuncu Baba Evi ve Fırını’na yönelik resmi devlet sembollerinin veya figürlerinin bir arada bulunması hassasiyetine dikkat edilmesi gerekmezmi?
Vatandaşlardan gelen tepkiler bu tür uygulamalarda Manevi şahsiyetlerin dini hassasiyetlerin gözetilmesi yönünde beklentileri mevcut.
Bursa’nın tüm ilgili yerleri bitti kala kala Somuncu Baba manevi şahsiyetini oluşturan mescit mi kalmıştı.
Erkan Aydın’a soralım;
Yerel belediyecilik hizmetlerinde önceliklendirdiğiniz konu bu muydu?
Bu ne büyük hizmet ki,
Belediyelerin kültürel mekan yönetimi ve genel hizmet politikaları hakkındaki görüşleriniz vatandaşa büyük ufuklar açtı!
Şimdi bursalılar şunu iyi değerlendirmelidir.
Hizmet konusunda Bursa’ya damga vuran AK Parti belediyeciliği ile CHP veya bugünkü Yeni Parti arasındaki farkı artık çok net görmek lazım.
Bu ayrımı doğru şekilde yapabilmek Bursa’nın ve Bursa halkının direk ve doğrudan hizmet alımı ile alakalıdır.
Doğru tercih hizmet, yanlış tercih hayal kırıklığıdır.
.
alimce29@gmail.com
facebook.com/alimsahinmalkocoglu
twitter.com/AlimSahin